Prömiyerini Cannes Film Festivali’nde yapan The Idol, olaylı yönetmeni ve oyuncuları ile gündemdeki yerini sabitledi. “Euphoria”dan tanıdığımız Sam Levinson’ın yönettiği serinin başrollerinde Lily Rose Depp ve The Weeknd olarak tanıdığımız fakat artık gerçek ismiyle anılmak isteyen Abel Tesfaye yer alıyor.
Kaybettiği ününe geri dönmek isteyen bir şarkıcı Jocelyn (Lily Rose Depp) ve onu manipüle ederek kariyerini yönetmeye çalışan sevgilisi Tedros’u (Abel Tesfaye) göreceğimiz bu seride işler pek de yolunda gitmiyor. Dizi, popüler kültür eleştirisi yapacağını söyleyerek çıktığı yolda en büyük eleştiri oklarını yemekten geri kalmıyor. Hollywood’un gizli sırlarını paylaşmayı vaat eden ama izleyiciyi aptal yerine koyan bir erkek fantezi dünyasından ibaret kalıyor.
Olaylı Rolling Stone Makalesi: İşkence Pornosu
Rolling Stone, The Idol ile ilgili tartışmaların fitilini yayınladığı makale ile ateşledi desek yeri. Derginin, dizinin setinde çalışan 13 kişi ile yaptığı görüşmelerin ardından yayınladığı makale Sam Levinson’ın direksiyonun başına geçmesi, Tesfaye’nin huysuzlukları ve erkek bakışına olan tutkusu gibi konularla göz ardı edilemeyecek detaylar içeriyor. Ve diziyi bir işkence pornosu olarak tanımlayarak noktayı koyuyor.
Aslında diziyi çekmek için anlaşılan ilk isim “The Girlfriend Experince”tan tanıdığımız yönetmen Amy Seimetz. Seimetz, diziye bir hayli kafa yoruyor. Senaryoyu saplandığı kadın düşmanlığından çıkarıp bir kadın bakışıyla genç bir kadın şarkıcının sektörde yaşadığı cinsiyetçi tavırları ortaya koyuyor ve 6 bölümü tamamlıyor. Hatta yayıncı kanal HBO, yarım kalmış olan final senaryosunu dahi ona emanet ederek tamamlamasını istiyor.
Fakat hem yapımcı hem de hikayenin sahibi Tesfaye, dizi çok fazla “feminist lens”e maruz kaldığı için rahatsız olduğunu söylüyor. Depp’in karakterine fazla odaklanılmasından hoşlanmıyor. Depp’in karşısındaki diğer başrol oyuncusunun kendisi olduğunun altını çizelim. Depp ne kadar öne çıkarsa, onun o kadar geri gitmesi gerekiyor. Seriyi bir tek adam şovuna çevirmeye çalıştığını söyleyebiliriz.
Ve ne hikmettir ki yönettiği Euphoria serisinde lise öğrencileri arasındaki cinselliği yansıtma şekli ile ağır eleştiriler alan Sam Levinson diziye getiriliyor. Geldiği gibi de senaryoyu bir güzel erkekliğe boğup bölümleri baştan çekiyor. Seimetz’in inşa ettiği yapı bozuluyor ve ortaya içi boş mesajlarla kadın bedenini aşağılayan vasat bi aşk hikayesi çıkıyor.
Görüşülen kişilerin dediğine göre Levinson, The Idol setine neredeyse uğramıyor bile, onun yerine Euphoria’nın ikinci sezonunu tamamlamakla meşgul oluyor. Dizinin oyuncu kadrosunu da oldukça değiştiriyor. Mesela K-Pop şarkıcısı olarak tanınan Jennie’yi kadroya dahil ediyor, fakat onu bir karakter haline getirmeden, kenarda “güzelliğini” kullanacak şekilde… Hatta Levinson’ın senaryodaki düzeltileri HBO’ya göndermediği, “Euphoria’nın 3. sezonunu çekmemi istiyorlarsa ne istersem vermek zorundalar” gibi ifadelerinin olduğu da iddia ediliyor. Ve günün sonunda ortaya çıkan iş Depp ve Tesfaye’nin karakterlerinin hem fiziksel hem de psikolojik şiddet olarak tanımlayabileceğimiz cinselliklerinden ibaret oluyor.
Planlanan ama bir şekilde çekilmediği için şükretmemiz gereken çok fazla cinsellik sahnesi var. Fantezi dünyası olarak pazarlanan şeyin cinsel bir şiddete dönüştüğünü fark etmeden yollarına devam ediyorlar. Detay vermek bile oldukça zor fakat Depp’in karakterinin vajinasında bir yumurta taşımasına kadar gidiyor konu. Aslında Levinson’ın Euphoria’da da benzer bir ünü vardı. Sydney Sweeney and Minka Kelly’nin dizide istenilen çıplak sahneleri çekmemek için oldukça çaba gösterdiğini biliyoruz.
Nepo Baby Alarmı: Sam Levinson & Lily Rose Depp

Sam Levinson ismi bu projelerin dışında da size tanıdık geliyor olabilir. Çünkü kendisi aynı zamanda “Rain Man”, “Wag the Dog”, “Good Morning Vietnam” gibi filmlerinden tanıdığımız yönetmen Barry Levinson’ın oğlu olan bir “nepo baby”. Akraba kayırmacılığı olan “nepotizm”den üretilen bu terim aslında ünlü ebeveynleri sayesinde şöhret basamaklarını rahat rahat çıkıp popülerleşenler için kullanılıyor. Sam Levinson da sektöre ilk adımlarını babasının çektiği filmlerde oynayarak ya da senaryo desteği sağlayarak atıyor. Şu anda kazandığı ünü benzer yetilerde başka birinin kazanması pek de kolay durmuyor. Cannes Film Festivali’nde eserinin sergilenmesi en büyük hayallerinden birisi olan Levinson, bu hayaline 38 yaşında The Idol ile ulaşmış oluyor.
Seride yer alan tek nepo baby Levinson değil, soyadıyla direkt nepo baby’liği ortaya çıkan Lily Rose Depp, babasının ekmeğini yediği bir oyunculuk sergiliyor. Aynı zamanda annesi Vanessa Paradis de oyuncu. Depp, 16 yaşında liseyi bırakıyor ve bir model olarak Chanel’in marka elçisi oluyor. Bildiğim kadarıyla herhangi bir oyunculuk eğitimi de bulunmuyor. Cannes Film Festivali’nde filmi gösterilen Johnny Depp’in alkış yağmuruna tutulmasını hala sindirememişken (bknz. Amber Heard) bir de kızının bir şekilde “iyi oyuncu” kategorisinde değerlendirilmesine birtakım itirazlarım elbette ki olacak. Bana kalırsa duyguları yansıtmayan robotik mimikleriyle asla bir “idol” rolüne giremiyor.
Akıl hastalığı seksidir?
Dizinin kimden esinlendiğine dair oldukça fazla iddia var. Madonna, Mariah Carey ve Britney Spears bahsedilen isimlerden. Fakat bir isim var ki, eyvah dedirtiyor: Selena Gomez. Selena Gomez’in bir dönem yaşadığı psikolojik sorunları ve bunları tüm samimiyetiyle fanlarıyla paylaşmasını belki hatırlarsınız. Dizinin ilk sahnesinde fotoğraf çekimi olan Jocelyn’in bileğinde bir hastane bilekliği takılı. Selena Gomez de bir klibinde tedavisini gördüğü lupus hastalığı ve psikolojik sorunlarına atıfta bulunduğunu söyleyerek hastane bilekliği takmıştı. Burada hemen Jocelyn’in prodüktörünün bu sahnedeki “akıl sağlığı seksidir” cümlesini hatırlamak istiyorum. Selena Gomez’in Tesfaye’nin eski sevgilisi olduğunu düşündüğümüzde olay baya çiğ bir noktaya gelebiliyor.
Tesfaye’nin çakallıkları burada da bitmiyor. The Weeknd olarak çıktığı turnede fanlarını bedava figüran olarak kullanıyor. Konserde bir anda Depp’in karakteri beliriyor ve ne kadar zor bir yıl geçirdiğine dair bir konuşma yapıp Tesfaye’yi sahneye davet ediyor. O sırada dinleyiciler neye uğradığını şaşırıyor ama iş işten geçiyor, çoktan The Idol için figüranlıklarını tamamlamış oluyorlar.
Suratına rol olarak taktığı samimiyetsiz gülüşüyle Tesfaye oyunculuğuyla yerlerde sürünüyor desek yeri. Yapımcı, oyuncu ve hikaye sahibi olarak ayıla bayıla dayattığı erkekliğinden fenalık geliyor.
Toksik eril fantezi dünyası “gururla” sundu.
The Idol aynı zamanda Euphoria ile aynı evrende geçiyor. İlk bölümdeki kulüp sahnesinde dans eden Maddy karakteri dikkatli gözlerden kaçmıyor. Belli ki ileride iki dizi de bir yerlerde buluşacak. The Idol, vaadettiğini sunamayacak kadar çelişki dolu, sırtını sahip olduğuna inandığı iyi hikayeye yaslayarak sonuç çizgisini bir hayli zor görecek gibi duruyor. Female gaze’i reddetmenin bir bedeli olarak belli ki eleştiriler de devam edecek. İlk bölümün tek güzelliğinin Madonna’nın Prayer şarkısı olduğunu söylüyor ve bu diziyi doyasıya eleştirmek için takipte kalacağımı paylaşıp esenlikler diliyorum.



